For English

Kuş Halkalama, araştırmacılar tarafından kuşların yakalanarak bacaklarına halka(yüzük) takılmasıdır. Temel amaç, genellikle, kuşların uzun vadeli izlenebilmesi, takip edilebilmesi ve göç yollarının belirlenebilmesi için kuşların ne zaman, nerede olduklarının belirlenebilmesidir. Bu işlem için doğada özel yerlerde “kuş halkalama merkezleri” kurulur. Buralarda kuşların yakalanacakları ağlar kurulur, ağlara takılan kuşlar yakalanarak merkezde tür, yaş, cinsiyet, büyüklük tespitleri yapılır. Ardından halkalanarak doğaya bırakılır. Takılan bu halkanın üzerinde Kuşun halkalandığı ülke, şehir, kuruluş, kod veya sayı bulunabilir.
Örneğin; Tur Brdr Doga2935882 (Türkiye, Burdur, Doğa Derneği 2935882)
Böylece halkalanan kuş göç yolu üzerinde başka bir merkezde veya doğada yakalanırsa kuşa dair birçok bilgi elde edilebilir.
Bazı kayıtlar:
*Kışı geçirmek için Afrika’ya doğru göç etmekte olan bir Karabaşlı Ötleğen Macaristan’da halkalandıktan 25 gün sonra Manyas’ta tekrar yakalanmıştır.
*2003′de Samsun’da halkalanan bir kuş aynı sene Güney Afrika’da bir cama çarpıp ölmüş ve halkası sayesinde ülkemizden geldiği tespit edilmiştir.
*1999 yılında, Hatay Belen Geçidi’nde bulunan bir halkanın üzerindeki adres ve kod numarası sayesinde, Polonya’da o yıl halkalanmış bir Küçük Orman Kartalı yavrusuna ait olduğu öğrenilebilmiştir.
Kaynaklar
http://www.dogadernegi.org/
http://www.bto.org/volunteer-surveys/ringing/ringing-scheme
http://www.euring.org/
http://www.kusgozlem.org/tr/halkalama.html
http://www.taklaciguvercin.com/makale2.htm
Not: Bu yazı, Gaziantep’te bulunan halkalı bir kuşun İsrail’in casus dinleme cihazı hazzedilmesi ve ardından yaşanan paranoyak süreç üzerine yazıldı. http://www.haberturk.com/yasam/haber/740845-gaziantepi-ayaga-kaldiran-kus
Mayıs 10th, 2012 in
Popüler Bilim | tags:
Kuş Halkalama |
Yorumlar Kapalı

30 Mart 2012 tarihinde TBMM’de yapılan oylama sonucunda 8+4 yıl olan eğitim sistemi 4+4+4 yıl olarak değiştirildi. Yasa, beraberinde bir dizi değişiklik getirmekle beraber birçok noktada eksik, dayanaksız ve çeklişkili bir yapı arz etmektedir. Eğitimde yapılan değişikliğe dair göze batan temel aksaklıklar şöyle sıralanabilir:
- Psikolojik ve sosyolojik dayanaklar yönünden eksik, eğitimle ilgili bilimsel temellerden yoksun, literatürde yeralan gerçeklerle çelişen, konu ile ilgili kurumların fikirlerinden kopuk, öğrenmenin doğasında yeralan ilkelerle uyumlu olamayan bir tasarıdır.
- Eğitimde yapılan bu köklü değişiklik, üniversitelerin, eğitim sendikalarının, öğretmenlerin, konunun uzmanı araştırmacıların veya uluslararası eğitim komisyonlarının fikirlerine başvurulmadan ve herhangi bir pilot uygulama yapılamadan gerçekleştirilmiştir. Kısacası, eğitim reformu, ülkenin gündelik siyasi tartışmalarına kurban edilmiştir. Değişikliğin katılımcı ve ortak aklın ürünü olan bir sürecin ürünü olmaması sistemin tamamını sorunlu kılmaktadır.
- Temel eğitim, dört işlemden iletişim becerilerine; evrensel ahlak ilkelerinden analitik ve eleştirel düşünme becerilerine kadar birçok niteliğin kazandırıldığı bir süreçtir. Bu nedenle temel eğitimin, örgün eğitim kurumlarında kesintisiz olarak verilmesi yapılabilecek en doğru uygulamadır.
- Okulöncesi eğitim, temel eğitime geçişi ve uyumu kolaylaştıran çok önemli bir eğitim adımı olmasına rağmen, yapılan reformda okulöncesi eğitimin zorunlu olmasına yönelik bir vurgu yapılmadığı gibi bu eğitime yönelik bir düzenlemeye gidilmemiştir.
- Ilköğretime zorunlu başlama yaşı 6 yaş(72 ay) olarak belirlenmiştir. Düzenleme ile 60 ile 72 ay arasındaki çocuklar da ilköğretime başlayabilecekler. Ancak 5 ile 6 yaş arasında sadece 1 yıl fark olmasına rağmen zihinsel olarak çok büyük farklar vardır ve bu iki ayrı yaş grubunun birlikte eğitim alması oldukça sorunlu sonuçlar doğurabilir.
- 5 yaş zihinsel ve psikomotor gelişim olarak temel eğitime başlamak için erken bir dönem olup öğrencilerin kalem tutma, yazı yazma gibi kas hareketlerini gerçekleştiremeyecekleri, başarısızlıklar karşısında kalıcı izli korku, soğuma ve özgüven sorunları yaşayacakları bir dönemdir. (Daha önce 1983-1985 eğitim-öğretim yıllarında denenmiş bu uygulama başarısızlıkla sonuçlanmıştır)
- Eğitim ve öğretim sistemimizin kanayan yarası olan ezberci sisteme ve seçmeli/yerleştirmeli/belirlemeli sınavlarla örülü düzenine herhangi bir çözüm getirmediği gibi kesintili olması nedeniyle muhtemelen her geçiş basamağında yeni bir sınav uygulaması getirecektir. Bu durumda öğrenciler 4. sınıfta SBS tarzı bir sınava girecek ve dershanelerle 3. sınıftan itibaren tanışacak. Bu durumda, öğrenciler arasındaki sosyoekonomik farklılılar yeni bir eğitim eşitsizliğine neden olacak.
- Öğrenciler, meslek seçimlerini erken yaşta(4. sınıftan sonra) yapmak zorunda kalacak ve bu durum ciddi sorunlara neden olacaktır. 10 yaşındaki bir çocuğun mesleğe yönelendirilmesinin hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı gibi çocukların gelişim özelliklerine de uygun değildir. Çünkü bireylerin yeteneklerini, eğilimlerini, becerilerini ve kişilk özelliklerini keşfederek hangi mesleğin kendilerine uygun olabileceğine dair fikir sahibi olmaları 14 yaşından sonra; sağlıklı karar vermeleri ise ancak ortaöğretimin son yıllarında(16-17 yaş) gerçekleşebilmektedir.
- Eğitim sisteminde yapılacak değişiklilklerden sonra okulların hangi kademelerinde hangi eğitimci kadrosunun nasıl bir eğitim vereceğine dair herhangi bir önhazırlık bulunmamaktadır. Yeni sistem için hazırlanmış eğitim araç-gereçleri ve kitaplar da hazır değil.
Eğitim sistemimizin öncelikleri düşünüldüğünde yapılan değişikliklerin çözümlenmesi gereken sorunlara herhangi bir çözüm getirmediği gibi yeni sorunlar doğuracağı görülmektedir. Eğitim gibi bir ülkenin varlığını ve geleceğini belirleyecek kadar önemli bir sisteme dair değişiklikler yapılırken çok daha akılcı ve bilimsel yöntemlerin izlenmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Kaynaklar:
Hacettepe Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Fakülte Kurulu’nun görüşü.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, 27.2.2012
Eğitim Reformu Girişimi
Radikal, 31 mart 2012
Mayıs 3rd, 2012 in
Genel Kültür | tags:
4+4+4,
eğitim,
pedagoji |
Yorumlar Kapalı
Araştırmalar insanların %30′a yakınının içe kapanık kişilikte olduğunu ortaya koyuyor. Genellikle çekingenlikle bir tutulsa da ikisi farklı özellikler içerir. İçe kapanık kişiler, kendi istekleriyle toplumdan uzak dururlar, çekingenler ise korkularından dolayı. Araştırmacılar, içe kapanıklığın bir hastalık olmadığı görüşünde hemfikirler. İçe kapanıklık ve dışa dönüklük, büyük oranda, bireyin kendisiyle doğuştan getirdiği özelliklerdir. Toplumda yerleşik düşünce, dışa dönüklüğü iyi bir özellik, içe kapanıklığı da sorunlu bir davranış hali olarak algılar. Ancak bu doğru bir değerlendirme olmadığı gibi her davranış özelliğinin mutlaka olumlu ve olumsuz etkileri mevcuttur. Bu alandaki araştırmalar, içe dönük kişilerin, bu özellikleri ile ortaya çıkan bazı avantajları şöyle sıralamaktadır:
*İyi dinleyiciler oldukları için yönetici olmaya uygundurlar. (Dışa dönükler, sosyal özelliklerinden ötürü daha az iyi dinleyicilerdir)
*Daha temkinli ve bilinçli davrandıkları için daha akılcı kararlar alabilirler. (Dışa dönükler sürekli serüven peşinde koşma eğiliminde olabilirler)
*Tek başına çalışmayı sevmeleri, takım arkadaşları olmadan da çok başarılı olmalarını sağlayabilir. (Dışa dönüklerin motivasyonları düşük olabilmektedir)
*Her şeyi derinlemesine inceledikleri için genellikle riskleri daha iyi fark edebilirler. (Dışa dönükler daha tezcanlıdırlar ve anlık kararlar verebilirler)
İçe kapanıklık ve dışa dönüklüğü birbirinden keskin bir çizgi ile ayıracak kriterler yoktur. Kişiler, bu iki kişilik özelliği arasında da yeralabilirler.
İçe kapanıklık, bir hastalık değil kişilik özelliği olarak kabul edilmelidir. Özellikle ebeveynler, çocuklarının bu konudaki davranışlarını değiştirmeye yönelik baskılardan kaçınmalıdırlar. Özellikle bilim, felsefe ve edebiyat tarihinde dünyayı değiştiren çalışmalar ve devrimler gerçekleştiren birçok kişinin içe kapanık kişiler olduğunu unutmamak gerek.
Kaynaklar:
http://www.time.com/time/magazine/article/
http://l-pawlik-kienlen.suite101.com/the-introvert-a13661
http://psychology.about.com/od/trait-theories-personality/f/introversion.htm
CBT,1306.

Ses, bir enerji türüdür. Maddedeki moleküllerin titreşmesi sonucunda oluşur, titreşerek yayılır. Titreşimlerle ile meydana gelen sesin duyulabilmesi için ses kaynağı ile kulağımız arasında esnek bir ortamın (katı, sıvı, gaz gibi) bulunması gerekir. Çünkü ses, boşlukta yayılmaz. (Sesi meydana getirecek ve yayacak titreşimleri sağlayacak tanecikler olmadığı için)
Ses kaynağının 1 sn’deki titreşim sayısına frekans denir. Frekansın birimi Hertz (Hz)’dir. Akort sesi olarak verilen La notası (A), 440 Hz frekansına sahip bir titreşimdir. Sesin frekansı yani titreşim hızı arttığı zaman sesin yüksekliği artar ve ses ince (tiz) çıkar. Sesin frekansı yani titreşim hızı azaldığı zaman sesin yüksekliği azalır ve ses kalın (pes) çıkar. İnsan kulağı, 20 Hz ile 20.000 Hz arasındaki sesleri duyabilir. Konuşurken ideal olarak 250 Hz – 3000 Hz arasındaki frekanslarda sesler çıkarırız. Köpekler, 40 Hz – 60,000 Hz; yarasalar, 20 Hz – 120,000 Hz; fareler, 1000 Hz – 90.000 Hz aralığındaki sesleri duyabilirler. Francis Galton (1822-1911) köpeklerin yüksek frekanslı sesleri duyma özelliğinden yola çıkarak Galton Köpek Düdüğünü tasarlamıştır. Sadece köpeklerin duyabileceği frekanslardaki sesleri veren bu düdük istenmeyen köpeklerin uzak tutulmasında kullanılmaktadır. Frekansı 16000Hz – 22000 Hz arasındadır.
Bir sesin şiddeti (gürlüğü), desibel(dB) ile ifade edilir. Bu ifade Alexander Graham Bell’den dolayı kullanılmıştır. İnsan kulağının işitebileceği en düşük ses olarak “0″ desibel kabul edilmiştir. 60 dB üstü sesler gürültü olarak kabul edilip, 120 dB üstü sesler insan kulağı için zararlıdır. Volkanik patlamalar ortalama 270dB ile muhtemelen yeryüzünün en gürültülü doğal sesleridir. Yeryüzündeki en gürültülü hayvan sesi ise Mavi Balinaya aittir ve 188 dBdir. Güney Amerikada yaşayan Howler Maymunlarının sesleri 5km uzaktan bile duyulabilen gürlüktedir.
Bir sesi ötekinden ayıran en önemli özelliği “tını”sıdır. Çünkü her ses kaynağı kendine özgü ses çıkarır. Aynı frekansta ses veren bir gitarın sesini bir flütün sesinden ayıran özellik, tınıdır. Hatta tını, kulağa gelen sesi güzel veya çirkin olarak ayıran özelliktir.
Not: Değerli dostum Uzm. Mehmet Yiğit Ersoydan’ın katkılarıyla…
Kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Hearing_range
www.fenokulu.net,
http://hearingaidscentral.com, http://www.worsleyschool.net/science/files/aboutsound/page.html
http://www.worsleyschool.net/science/files/aboutsound/bluewhale.wav
http://en.wikipedia.org/wiki/File:Howler_monkey.ogg
Kasım 29th, 2011 in
Popüler Bilim | tags:
müziğin fiziği,
ses,
tını |
Yorumlar Kapalı
For English

Oxford Üniversitesinde sanat tarihi uzmanı olan Martin Kemp, yaptığı araştıralar sonucunda elde ettiği verileri düzenleyerek dünyanın en popüler 11 ikonunu belirlerdi. “Christ to Coke: How Image Becomes Icon” (İsa’dan kolaya: Sembol nasıl ikon olur) adlı kitabında bu 11 ikona yer veren yazar, listeyi “Batı Tarzı” bir bakış açısıyla hazırladığını belitmiş. Bu kriteri de dünya medyasının bu kaynaktan beslenmesine ve toplumların buna göre şekil almasına bağlamış.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
En popüler 11 ikon
- Hz. İsa
- Che Guevara
- Mona Lisa
- Aslan
- Kalp
- Haç
- Vietnamlı çıplak kız
- Amerikan bayrağı
- Coca Cola şişesi
- DNA
- E = mc²
Sıralamanın görüntüleri için: http://www.bbc.co.uk/news/entertainment-arts-15197613
Unutulduğunu düşündüğüm ikonlar: Dilini çıkarmış Einstein, Ağlayan çocuk, Kırmızılı kadın(Marilyn Monroe), Metallica sembolü, The Smurfs(Şirinler)…
Kaynak:
http://www.amazon.com/Christ-Coke-Image-Becomes-Icon/dp/0199581118
http://www.oup.com/us/catalog/general/subject/ArtArchitecture/TheoryCriticismAesthetics/?view=usa&ci=9780199581115
http://www.bbc.co.uk/news/entertainment-arts-15197613
Ekim 14th, 2011 in
Genel Kültür,
Popüler Bilim | tags:
che,
ikon |
Yorumlar Kapalı

CERN Araştırma Merkezinde gerçekleştirilen deneylerde nötrinoların ışığın hızını aştığı anlaşıldı. Peki bu gelişme bilimsel olarak ne ifade ediyor?
Albert Einstein’in 20. Yüzyılın başlarında ortaya koyduğu devrim niteliğindeki özel görelilik kuramı ışık hızının mutlak bir sabit(c) olduğunu ve evrendeki hiçbirşeyin ışıktan daha hızlı hareket edemeyeceğini gösteriyordu. Böylece ünlü E=mc2 formülü ortaya çıkmış ve gözlemciye bağlı olmaksınızın ışığın bir vakum içerisindeki hızı saniyede 299.792.458 metre olarak evrendeki en yüksek hız olarak hesaplanmıştı.
OPERA Deneyinde ne oldu?
İsviçredeki CERN Laboratuarlarında gerçekleştirilen OPERA deneyinde, CERNden 730 km uzaklıkta bulunan İtalyadaki Gran Sasso Merkezindeki dedektöre nötrinolar(çok küçük kütleli, atomaltı parçacıklar) gönderildi. Işık, bu yolculuğu 2.4 milisaniyede tamamlarken; nötrinolar 730 kmlik mesafeyi ışıktan saniyenin 60 milyarda biri kadar daha erken tamamladı. Yani ışığın hızı 299.792.458 m/s iken nötrinoların hızı 299.798.454 m/s olarak hesaplandı.
Bu Yeni Buluş Ne anlama Geliyor?
Nötrinoların ışıktan daha hızlı yol aldıkları ispatlanırsa, gündelik yaşamımızda birşey değiştirmeyecek. Kuramsal olarak, Albert Einstein’in hiçbir şekilde çürütülememiş olan Özel Görelilik Kuramı yara almış olacak ve muhtemelen E=mc2 formülizasyonu sembolik bir hal alacak ve revize edilerek Modern fizikte yeni bir formül kullanılacak.
Neyseki bu durum fizikteki ilk revizasyon değil. Newton, Galileo’nin kuramlarının; Einstein de Newton’ın kuramlarının yenilenmesine vesile olmuştu. Belki de bu gelişmenin hemen ardından OPERA Deneyinin bulgu ve sonuçları sorgulanmaya başlanacak. Görüldüğü gibi bilim okyanusunun keşif kıyıları sonsuz…
Ekim 10th, 2011 in
Popüler Bilim | tags:
Cern,
Fizik,
Opera Deneyi |
Yorumlar Kapalı
Denizli’de, Hierapolis antik kentindeki kazı heyetinin başkanlığını yürüten İtalyan profesör Francesco D’Andria, 4 kutsal kitaptan biri olan İncil’de adı geçen ve Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Philippus’un mezarını bulduklarını açıkladı.
Prof. D’Andria, gazetecilere yaptığı açıklamada, Pamukkale’deki Hierapolis antik kentinde kazıların devam ettiğini, 2 Temmuz’da başladıkları çalışmalarda Hz. İsa’nın 12 Havarisi’nden biri olan Aziz Philip’in kutsal eşyalarını saklamak üzere inşa edilen kilisede bulunduklarını anlattı.
D’Andria, kazılarla ilgili şu bilgileri verdi: ”Yıllardır Philippus’un mezarını bulmak için çaba harcıyoruz. Bugüne kadar Philippus’un mezarı Şehitlik Tepesi’nde olduğu sanılıyordu. Bu bölgede yaptığımız jeofizik araştırmalarda mezarın izine rastlayamadık. Bir ay önce Şehitlik Tepesi’ndeki Philippus Kilisesi’nin 40 metre yakınında yeni bir kilise kalıntısı bulduk. Burada yaptığımız kazılarda Hz. İsa’nın havarilerinden Philippus’un mezarını bulduk. Henüz mezarı açmadık. Ama bu mezar bir gün mutlaka açılacak. Bu buluş Hristiyan dünyası ve arkeoloji için çok önemli. Hristiyanlar buraya hacı olmaya gelecek.”
Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Philippus’un Hristiyanlığı yaymak için Hierapolis’e geldiğini ve Romalılar tarafından öldürüldüğünü hatırlatan D’Andria, Philippus’un mezarına bir ay önce buldukları kilisenin kalıntısını temizlerken rastladıklarını belirterek, şöyle devam etti: ”Yapısı ve yazıtlardan mezarın St. Philippus’a ait olduğu anlaşılıyor. Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Philippus şehit kabul edilir. Bu nedenle adına yaptırılan Şehitlik Tepesi’ndeki kiliseye de ‘Martyrion’ denilir.
Arkeologlar yıllardır, Philippus’un mezarının bu kilisede olduğunu düşündü. Ama mezarın izi bulunamamıştı. Bir ay önce bulduğumuz kilise kalıntısını temizlerken mezara rastladık ve görkemli mezarı ortaya çıkardık.” D’Andria, yaptıkları inceleme sonucunda Philippus’un mezarının Bizans dönemine rastlayan 5. yüzyılda adına yaptırılan kiliseden çıkarılıp, yeni buldukları mezara nakledildiğini belirlediklerini söyledi.
Prof. D’Andria, ”Bu buluş bize büyük heyecan verdi. İncil’de adı geçen ve Hristiyan camiası için çok önemli olan Philippus’un mezarının bulunması tüm dünyada ses getirecek. İnanç turizmi, arkeoloji ve Hristiyan dünyası adına önemli bir yapıtı ortaya çıkardık, mutluyuz” diye konuştu.
Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25235841/
Temmuz 27th, 2011 in
Arkeoloji,
Genel Kültür | tags:
St. Philippus |
Yorumlar Kapalı
For English
Aslına bakarsanız bu madde, evlerde gıda olarak kullandığımız kırmızı biberin ta kendisidir. OC gazı (Oleo Capsicum) veya capsicum spreyi olarak da bilinir. %10 oranında “Oleo Capsicum Biberi”nden imal edilmiştir. Gözlerde yaşarma, acı ve geçici körlük gibi etkilere neden olabilir. Ölüme sebebiyet verdiği bazı durumlar da olmuştur. Örneğin 31 Mayıs 2011’de Hopa’daki protesto gösterisinde yaşamını yitiren emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ön otopsi raporuna göre ölüm nedeni ‘Biber gazı ve heyecana bağlı kalp krizi’ olarak açıklandı. Türk Tabipler Birliği, polisin kullandığı gazların, insan sağlığı açısından çok sakıncalı ‘ölümcül sonuçları olan kimyasal silahlar’ olduğunu belirtiyor.
Biberin, doğal bir kimyasal silah olarak kullanılması yüzlerce yıl geriye gitse de göz yaşartıcı sprey ve bomba halinde kullanılması ilk olarak 1871 yılında olmuştur. Daha sonraları Avrupa ve Amerika’da köpekleri veya yaban hayatta vahşi hayvanları uzaklaştırmak için kullanılmıştır. Ancak 1990′lı yılların ardından ise bu kullanım yaygınlaşmış polisler tarafından göstericilere karşı kullanılmış ve biber gazını kullanımı kontrolsüz şekilde artmıştır. Öyle ki dileyen herkes herhangi bir web sayfasından sipariş vererek biber gazı sahibi olabilmektedir. Örneğin;http://www.toptanbibergazi.com/, http://www.bibergazisprey.com/.
Prof. Dr. Birsel Kavaklı’nın biber gazının etkilerine dair tespitleri şu şekilde;
Biber gazı vücutta ne yapıyor?
- Gözlerde, burunda ve deride yanma, batma.
- Görmeyi bulanıklaştıracak kadar çok miktarda göz yaşarması.
- Burun akması.
- Vücut salgılarının artması.
- Öksürük ve nefes almada zorluk.
- Bilinç bulanıklığı, panik.
- Aşırı öfke ve kızgınlık hali.
Biber gazının bu etkileri geçici olup genellikle, 20 dakika ila 2 saat sonra etkisini yitirir.
Biber gazına karşı kimler risk altında?
- Astım, amfizem, pnömoni gibi solunum sistemi hastalıkları olanlar.
- Vücutlarının savunma sistemi daha zayıf olan çocuklar ve yaşlılar.
- Vücudun savunma mekanizmalarını zayıflatan kronik hastalıkları bulunanlar.
- Gebe olan veya gebe olma olasılığı bulunanlar.
- Emziren kadınlar (zehirleri süt yoluyla bebeklerine geçirebilirler).
- Deri (şiddetli akne, sedef, egzama) ve göz hastalıkları olanlar.
- Kontakt lens takanlar.
Korunma yolları nelerdir?
-Gözleri gazdan korumak,
-Derideki yanmaları önlemek için, bere ve vücudu örtecek kıyafetler giymek,
-Ağızdan nefes alıp burundan vermek,
-Çok sık tükürmek ve öksürmek,
-Bir bez parçasını sirkeye batırıp yüz bölgesine sarmak,
-Etkinin ardından soğuk suyla duş almak.
Türkiye’de Polis’in kontrolsüzce kullandığı Biber Gazı, birçok ülkede ve ülkemizde uzmanlarca “Ölümcül kimyasal silah” olarak tanımlanmaktadır. Özellikle toplumsal olaylarda polisin göstericilere biber gazı atarak onları durdurmaya çalışması etkili bir yöntem olmadığı gibi bireylerin sağlıkları açısından oldukça tehlikelidir.
http://www.iovs.org/content/41/8/2138.full
http://www.tbotech.com/blog/index.php/2009/07/bear-spray-vs-dogs-how-effective-is-it/
www.haberciniz.biz
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7075
http://www.kimyasanal.net/konugoster.php?yazi=iloj24x26k
http://en.wikipedia.org/wiki/Pepper_spray#Deactivation_and_first_aid
Haziran 27th, 2011 in
Genel Kültür | tags:
Biber gazı,
eylem |
Yorumlar Kapalı
NTVMSNBC düzenlediği yeni bir kampanya ile yok olmaya yüz tutmuş tarihi eserleri korumayı hedefliyor. Kaçak, izinsiz yapılaşma, çarpık kentleşme, define arama ve soygunlar nedeniyle kültür miraslarına yönelik talan ve tahribatı önlemeyi ve zarar gören eserleri korumayı hedefleyen bu çalışma ile yok olmak üzere olan birçok tarihi eserin kurtarılması planlanıyor.
Bu duyarlı çalışmaya destek vermek istiyorsanız, yaşadığınız bölgede veya bildiğiniz herhangi biryerdeki korunmaya muhtaç tarihi niteliği olan eserleri NTVMSNBCnin sayfasından onlara bildirip, ilgililerin sizinle irtibata geçmesini sağlayabilirsiniz.
Nasıl İletişim Kuracaksınız?
1. NTVMSNBC linkini tıklayıp, yandaki görüntüde görünen formu doldurarak
2. tarih@ntvmsnbc.com adrsine mail atarak.
Mayıs 11th, 2011 in
Arkeoloji,
Genel Kültür,
Popüler Bilim | tags:
ntvmsnbc,
tarihi eser |
Yorumlar Kapalı
watch?v=wdHFIQ6c0U8
*Polis, camiden çıkan kişilerin eylemci mi yoksa cemaatten kişiler mi olduğunu anlamak için öğle namazının kaç rekat olduğu sorar, çocuk 4 deyince, gözaltına alınır. Ve bunu herkes facebookta “polisin zekice yöntemi” diye paylaşır.
Çocuk kesinlikle haklı. Zira Hak Mezheplerinden olan Şafiîlikte, sadece farz namazlar kılınır. Sünnetlerse istenirse kılınır veya kaza edilirler. Yani Şafiîler, öğle namazını sadece 4 rekât kılarlar. Bu durumda çocuk haklı olmakla beraber Şafiîlerin yaşadığı bölgede(Doğu ve Güneydoğu Anadolu) görev yapan polisin hem bilgisi yanlış, hem de uyguladığı yöntem geçersizdir. (Bkz. Ölçme ve Değerlendirme: iç-dış geçerlik ve güvenirlik) Polis belki de dindar biridir ve namazı bugüne kadar sadece evinde tek başına ya da cemaat evlerinde kıldığı için camiye hiç gitmemiş ve Şafiîlerle karşılaşmamış olabilir!
Gelelim bu videoyu sayfasında paylaşan binlerce kişinin yaptığı yorumlara: Birçok sayfada “Geri zekâlı, davar, aptal…” gibi yorumlar gördüm. Ve bir eğitimci olarak kendimce bir değerlendirme yapmak istedim.
- Sadece Cuma Namazına gidip Ramazan Ayında da “dostlar alışverişte görsün” niyetine oruç tutan “Ilımlı Müslümanlar!” önce gidip Müslümanlığı ve Hak Mezheplerini öğrensinler.
- Yorumlarda hakaret edilen polis ise kesinlikle yanlıştır. Çünkü görüntüdeki polis davar değildir. Ancak cahil ve beceriksizdir. Madem işini zekice yapmak istiyorsun, emin olduğun bir teknik uygula.
- Yorumlarda çocuğa hakaret ediliyor ise daha da büyük hatadır. Çünkü haksızlığa uğrama bilinci üzerine hakkını aramak için en demokratik hak olan “eylem yapma hakkı”nı kullanan biri, davar veya geri zekâlı olamaz. Bilinçli olmayabilir ama gayet cesur bir çocuk.
- Facebook başında oturup gün boyu çakma milliyetçilik ve hükümet eleştirisi yapan video paylaşanlar veya hayatı boyunca uğradığı bir haksızlığa isyan etmemiş insanlar ne bu çocuğu ne de kurtuluş savaşı ruhunu anlayamazlar.
*Uzun görüntülerde, çocuk, ısrarla eylemci oldadığını söylüyordu. Polisin, biran önce çocuktan ve Şafiîlerden özür dilemesi gerekiyor. 23 Nisan bunun için çok isabetli birgün olur değil mi?